BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM, sözlük manası olarak, “Rahman, Rahim olan Allah’ın   adıyla (başlarım)” demektir. Kelime kelime gramatik tahlili ise   şöyledir:

Baştaki “Be” harfi, bitiştirme içindir. Buna arap lugatında ‘İlsak’ derler.   “Bismi”deki “Bâ” harfi, gizli bir [Başlıyorum] veya [Okuyorum] kelimesine   bağlıdır. “Allah’tan yardım dileyerek başlıyorum, veya okuyorum” yahut   “Allah adına okuyorum” demektir. Hz. Ali, “Eğer yazmak isteseydim,   Besmelenin “Bâ”sı hakkında deve yükü kitap yazardım” demiştir.

İSİM; bildiğimiz isimdir. Yükseklik anlamındaki “sümüvv”den gelir. İsim,   arap dilinde herşeyin yükseğine, tepesine, yücesine denir. Ki sema, aynı   köktendir. Birini arap dilinde öveceğiniz zaman “sümû” kelimesini   kullanırsınız. “Sümû’ul Melik” denildiği zaman, ‘Haşmetmeap hazretleri ya da   Kral hazretleri’ anlamına   gelir. İşte isim, yüceliktir. Peki bu yücelik   neredendir? diye soracak olursanız, ‘var’ olan şeyin ismi olur. ‘Varolmak’   başlı başına bir yüceliktir. Eğer ‘var’ olmuşsanız, var olma şerefine   ermişseniz, siz, “Allah’ın mahlukatı içerisinde olmakla varlık şerefini   paylaşıyorsunuz” demektir. İşte bu şeref, insanın taşla, toprakla, ağaçla,   yerle-gökle paylaştığı şeylerdir. ‘Var’ olanın ismi olur, yok olanın ismi   olmaz. Onun için de isim sahibi olmak, şeref sahibi olmaktır. İşte bu   nedenle varlığa şeref katan şey, isimden değil, aslında Allah’ın onu ‘var’   etmesindendir.

Hemen arkasından gelen ALLAH lafz-ı celâli ise, Allah’ın en büyük ismi, İsmi   Azam’ıdır. Allah ismine İsmu’l Cami’ denir. Yani Allah’ın diğer tüm   sıfatlarını ve isimlerini bünyesinde toplayan has isim... Bu isim   türetilemez, çoğul yapılamaz, yani “Allahlar” denilemez. Çünkü Allah tektir   ve bu isim de O’nun özel ismidir. Onun için Allah isminin yerine başka   isimler ikame edilemez. Allah, kendi ismini öyle muazzam bir kurgudan   meydana getirmiş ki, birinci harf olan elif”i çekip alalım, yine Allah’a   delalet eder: Lillah (O’nun için)... İkinci harf olan   “lâm”ı   çekip   alalım,   yine Allah’a delalet eder: Leh, Lehû (O’na)... Üçüncü harf olan   ikinci “lâm”ı çekip alalım, yine Allah’a delalet eder: Hû (O)... “He”   harfinin mahreci, yani çıkış yeri ciğerlerdir. Bu, şu demektir: Nefes alan   her varlık, bilerek veya bilmeyerek Allah’ı tesbih etmektedir. Eğer Allah’ı   tesbih eden bu varlık, bu tesbihatı bilinç düzeyinde, akıl düzeyinde,   tefekkür   düzeyinde, duygu düzeyinde, kalb düzeyinde de   yapıyorsa, işte bu   tesbih o zaman “zikir”   olur.

Besmelenin üçüncü kelimesi RAHMAN’dır. Rahman kelimesinin Türkçe tam   karşılığı yoktur, en yakın “Bağışlayan” diye tercüme edebiliriz. Rahman   kelimesi, isim olarak özel, eylem alanı ve etki olarak geneldir. Rahman,   Allah’dan başkasına konulamayacak bir isimdir. Fiil olarak ise geneldir.   Yani Rahman isminin kapsamına Allah’ın yarattığı her şey girer.   “Bismillahirrahman” demekle, “Ey yıldızların Allah’ı, Ey cansızların   Allah’ı, Ey göklerin Allah’ı, Ey sadece Müslümanların değil kafirlerin de   Allah’ı” diye başlamış oluruz. Allah, tabiata, cansız varlıklara,   hayvanlara, bitkilere, gökte ve yerde gördüğümüz her türlü varlığa, Rahman   isminin bir tecellisi olarak muamele eder. Allah, yerleri yer olarak,   gökleri gök olarak Rahman ismi dolayısıyla tutar. Allah’ın kafirlere,   ateistlere kendisini inkar etme gücünü vermesi Rahman ismi dolayısıyladır.   Allah'ın zalimlere, müstekbirlere, şerefsizlere, çıplaklara nimet vermesi,   onları yaşatması ve koruması hep Rahman ismi dolayısıyladır. Allah’ın Rahman   ismi mahlukatın tümünü kuşatır. Çünkü isim sahibi her şeye tecelli eder. Az   önce isim kelimesini açıklarken söylediklerimiz ile, Rahman ismini   açıklarken söylediklerimiz arasında bir bağlantı kuracak olursak, Rahman   ismi; “Allah’ın “ol” emrine ittiba ve itaat edip, var olan her varlığa bu   itaatinden dolayı verdiği lütuf ve keremdir.”

RAHİM kelimesi de Türkçeye Esirgeyen, Acıyan olarak tercüme edilebilir.   “Rahmeti devamlı” manasınadır. Bu isim, Allah’dan başkalarına da   verilebilir, ancak fiil olarak özeldir. Bu fiilin tecellisi, yalnızca iman   edenleredir. Yani Rahman ismi dolayısıyla bütün mahlukata veren Allah, Rahîm   ismi dolayısıyla da bütün mahlukat içerisinden irade verilen insana, irade   verilen insan içinden de sadece iman eden Müslümanlara ekstradan   lütfedendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Allah mü’minlere karşı çok   merhametlidir” (Ahzab,43) buyurulur. İmam-ı Rabbani Hazretleri şöyle   demiştir: “Dünya imtihan yeridir. Burada dost ve düşmanlar karıştırılıp,   hepsine merhamet edilmiştir. Ahirette yalnız dostlara merhamet edilecektir.”

BESMELENİN HAYATIMIZDAKİ YERİ:
Besmele, öncelikle bir kültür kodudur. Bizim hangi kültüre mensup olduğumuzu   belirten bir kod... İslam kültürüne mensup olduğumuzu böylece ima ve ihsas   ederiz. Başkaları bir işe başlarken bir şey söylemeyebilir; Ama biz, yemek   yerken, elbisemizi giyerken, yatağa yatarken, evden çıkarken, su içerken,   Kur’an okurken, velhasıl her ne yapıyor olursak olalım, işimize “Allah’ın   adıyla” başlamamız, bizim ait olduğumuz kampı gösterir. Besmele, yapacağımız   işin anahtarıdır. Besmele çekmekle “Ya Rabbi, ben bu işimi Allah’sız   yapmıyorum, Allah ile yapıyorum” demiş oluruz. Onun için harama besmele   çekilmez. Besmele çekmek, şuurlu olmaktır. Yaptığımız işi bilinç halinde ve   uyanık yapmaktır. Besmele bizi sürekli diri tutup, Allah’ı hatırlatır. “Bir   şeyi tutarken, Ya Rabbi; senin verdiğin güçle tutuyorum, bakarken senin   verdiğin ferle bakıyorum, yürürken senin dizime verdiğin derman ile   yürüyorum, söylerken senin dilime verdiğin ferman ile söylüyorum” demektir.

Besmele, aynı zamanda bir dünya görüşünün spot levhasıdır. “Ben, besmele   çekmekle o işe Allah’ı karıştırıyor ve Allah’sız bir hayatı reddediyorum”   demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de; Firavun kıssası haber verilirken, sihirbazların   “Kaalû bi’izzeti Fir’avne” (Firavunun izzeti için) diyerek asalarını yere   bıraktıkları beyan edilir (Şuara, 44). Bilindiği gibi Fir'avn kelimesi “RA   ilâhının oğlu” anlamına gelen bir terkiptir. Firavun, Mısır’ı “RA” ilâhı   adına yönetirdi. Tabii bu, bugünkü çağdaş ideolojilerden farklı bir tutum   değildi. Dikkat edilirse; sosyalist ülkelerin yöneticileri, başta Karl Marx   olmak üzere, Lenin ve diğer teorisyenler adına sistemi sürdürürler.   Kapitalizm’de de durum bundan farklı değildir. Genel olarak her ülkede,   iktidar durumunda olan ideoloji, aynı metodlarla ayakta tutulur. Her işe   başlarken, o ideolojinin kurucusunun adını anmak zarurettir. Dolayısıyla,   Firavuna bağlı olan sihirbazların kıssasında, bu hususun beyan edilmesi,   sürekliliğinin bir belgesidir. Allah, kendisinden yardım ve başarı   dilemeleri ve putperestlere muhalefet etmeleri için, Müslümanların sözlerine   ve işlerine “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlamalarını öğretmek maksadıyla   Kur’an surelerine besmele ayetiyle başladı. Çünkü putperestler işlerine   ilahlarının ve tağutlarının adıyla başlarlar ve “Lat’ın adıyla, Uzza’nın   adıyla, Şa’b’ın adıyla veya Hubel’in adıyla başlarım” derlerdi.

Besmeleli yapılan işlere Allah müdahale eder. Allah’a siz “Senin adına   başlıyorum” demekle,   “Ya Rabbi, Sen yardımcı ol” diye dua etmiş olursunuz.   İşte besmele, aynı zamanda Allah’tan bir talep, bir duadır. Eğer besmeleyi   bir nakarat olarak değil de, bir bilinç düzeyinde çekiyorsanız, Allah, o   işinize müsbet manada müdahale edecektir. Allah’lı başladığınız bir işi,   elbette Allah’lı bitireceksiniz. Besmeleli yapılan işler meşruiyyetini   Allah’tan alır, besmelesiz işler ise şeytana layıktır. Bu manada “Besmeleli   olmak meşru olmaktır, Besmelesiz olmak gayrı meşru olmaktır”.

Tefhim’ül Kur’an’da şöyle yazar: “İslam kültürü bir kimsenin her işe Allah   adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu, bilinçli bir şekilde ve samimiyetle   yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi; bu kişiyi kötülükten   uzak tutacaktır. Çünkü Allah ismi onun kötü bir niyeti veya yanlış bir   davranışı O’nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda   düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi; kişi meşru bir işe başlarken Allah’ın   adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah’ın rızasına uygun yapılmış   olur. Üçüncüsü; o kişi Allah’ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve şeytanın   aldatmalarından korunacaktır. Çünkü, kim Allah’a yönelirse Allah da ona   yönelir.”

Hasan El-Benna şöyle der: Kişi, her şeyde rahmetinin yeni yeni eserlerini   meydana çıkaran bir rahmet sıfatıyla vasıflanmış olan Allah’ın adını anarak   ve O’ndan bereket umarak “Bismillah” diye başlar. Bu manayı hissedip O’nu   ruhunda yücelttiği zaman, bu yüce İlah’a hamd gayesiyle dilinden   “Er-Rahman’ir Rahîm” lafızları dökülür. Bu lafızlar ona; Allah’ın nimetinin   büyüklüğüne, lütuf ve keremine ve bütün alemlerin beslenip büyütülmesinde   görülen güzel nimetlerine karşılık hamdetmeyi hatırlatır da kişi, bu uçsuz   bucaksız okyanus üzerinde tefekkür eder. Sonra yeniden, bu bol bol   nimetlerin ve bu yüce terbiyenin bir teşvik ve korkutma arzusundan değil de,   bir lütuf ve merhametten kaynaklandığını hatırlar. (Mukaddime fi’t Tefsir   Risalesi, sh:59)

 

1