Metin Kutusu: KURBAN İBADETİ
Metin Kutusu: pratikislam.com
ANA SAYFA

Bir Konu

Metin Kutusu: Mustafa SAKA
Metin Kutusu: Mustafa SAKA

Bakara(*) Sûresinin 196 . Ayetinde

Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.

 

  Âl-i İmrân(*) Sûresinin 183 . Ayetinde

Onlar, “Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?”

 

  Mâide(*) Sûresinin 2 . Ayetinde

Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine4, haram aya5, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.

 

  Mâide(*) Sûresinin 27 . Ayetinde

(Ey Muhammed!) Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.

 

  Mâide(*) Sûresinin 95 . Ayetinde

Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye hediye olarak varmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir..

 

  Mâide(*) Sûresinin 97 . Ayetinde

Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı23 hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.24

 

  Hac(*) Sûresinin 28 . Ayetinde

Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde5 (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.

 

  Hac(*) Sûresinin 32 . Ayetinde

Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.

 

  Hac(*) Sûresinin 33 . Ayetinde

Sizin için onlarda belli bir zamana kadar bir takım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.

 

  Hac(*) Sûresinin 34 . Ayetinde

Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

Hac(*) Sûresinin 36 . Ayetinde

Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

 

  Sâffât Sûresinin 107 . Ayetinde

Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.

 

  Fetih(*) Sûresinin 25 . Ayetinde

Onlar, inkar edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkar edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.

 

  Kevser Sûresinin 2 . Ayetinde

O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

 

Diyanet işleri başkanlığının mealinden alınmıştır.

Metin Kutusu: KURBAN İLE İGİLİ KURANI KERİMDE GEÇEN AYETLER
Metin Kutusu: KURBAN İLE İGİLİ RASULULAHTAN GELEN MESAJLAR

Cundub b. Sufyan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Kurban bayramı günü Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber hazır bulundum. Namazı kıldı, namazı bitirip de selam verince, namaz bitmeden önce kesilmiş olan bazı kurban etleri ile karşılaştı. Bunun üzerine: "Kim namazdan önce kurbanını kestiyse onun yerine bir kurban daha kessin. Kim kesmemiş ise besmele ile kessin" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3621

Berâe (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Dayım Ebu Bürde kurbanını namazdan evvel kesti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Senin bu koyunun yalnız et içindir" buyurdu. Ebu Burde: "Ey Allah'ın Resulü! Bende bir keçi oğlağı var" dedi. Hz. Peygamber: "Onu kurban et. Fakat senden başkasına yaramaz" buyurdu. Sonra da şunları ilâve etti: "Her kim namazdan evvel keserse ancak kendi nefsi için kesmiş olur. Her kim namazdan sonra keserse kurbanı tamam olmuş ve müslümanların sünnetine uymuş olur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3624

Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) kurbanın birinci günü: "Her kim namazdan evvel kurbanını kesmiş ise iade etsin" buyurdu. Bunun üzerine birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Bu, et yeme arzu edilen bir gündür" dedi de komşularının ihtiyacından bahsetti. Bunun üzerine Hz. Peygamber kendisini tasdik eder gibi oldu. O kişi: "Bende bir oğlak vardır ki bence et için kesilen iki koyundan daha iyidir. Onu (kurban olarak) keseyim mi?" diye sordu. Hz. Peygamber da ona müsaade etti. Ben onun aldığı bu müsaadenin başkasına ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Hz. Peygamber iki koç kesti. Ardından insanlar küçük bir koyun sürüsüne doğru gidip sürüyü aralarında taksim ettiler yahut parçalara ayırdılar.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3630

Ukbe b. Âmir'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.), ona sahabelere vekaleten taksim etmek üzere bir koyun sürüsü vermişti. (Ukbe de bunları taksim ettikten sonra) geriye bir oğlak kalmıştı. Ukbe bunu Hz. Peygamber'e söylediğinde: "Onu da sen (Ravi Kuteybe arkadaşlarına dağıtmak üzere) kurban et" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3633

Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) aklı karalı alaca ve boynuzlu iki koç kurban etti ve bunları kendi eliyle kesti. Keserken de ayağını onların yanlarına basıp besmele çekti ve tekbir getirdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3635

Rafi' b. Hadîc (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Ben: Ey Allah'ın Resulü! Yarın düşmanla karşılaşacağız. Halbuki yanımızda bıçak yok! diye sordum. "Hayvanın kendi kendine ölmemesi için acele davran. Kesim bol kan akıtan bir şeyle yapılır ve üzerine Allah'ın adı anılırsa onu ye. Yalnız dişle tırnak müstesna. Bunun sebebini anlatayım: Diş bir kemiktir (kesmez), tırnak ise Habeş halkının bıçağıdır" buyurdu. Rafi' dedi ki: Biz bol deve ve koyun ganimetine nail olduk. Bu sırada develerden birisi kaçmıştı. Derken mücahitlerden bir kimse onu ok atıp vurdu da bu suretle hayvanı durdurdu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Bu hayvanlar vahşi hayvanlar gibi kaçıyorlar. Bunlardan herhangi biri kaçarsa işte böyle muamele ediniz" buyurdu.

Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3638

Ebu Ubeyd (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Bayramda Ali b. Ebu Talip ile beraber bulundum. Ali hutbeden önce namazı kıldırdı ve hutbede: "Hz. Peygamber (a.s.) kurbanlarımızın etlerini (bekleterek) üç geceden sonra yemeyi bize yasakladı" dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3639

İbn Ömer'in (r.a.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kimse kurbanının etini (bekleterek) üç günden sonra yemesin."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3641

Hz. Aişe'nin (r.ah.) rivayetinde
Abdullah b. Vakıd şöyle anlatır: Hz. Peygamber (a.s.) kurbanların etlerini üç günden sonraya (bırakıp) yemeyi yasaklamıştır. Abdullah b. Ebu Bekr de: Bu hususu Amre'ye andım o da bana Abdullah b. Vakıd doğru söylemiştir. Ben Hz. Aişe'yi şöyle derken duydum: Resulüllah zamanında bedeviden birçok kişi Kurban bayramına yakın Medine'ye doğru yavaş yavaş yürüyüp geldiler. Bunu gören Resulüllah "kurban etlerini üç gün tutabilirsiniz sonra kalanı dağıtınız" buyurdu. Bu yılı takip eden yılda sahabeler "ey Allah'ın Resulü birtakım insanlar kurbanlarından kaplar dolusu erzak ediniyorlar, kurban etlerinden yağ eritip biriktiriyorlar" dediler. Resulüllah: "İyi de bunu bana niçin söylüyorsunuz?" buyurdu. Sahabeler geçen sene kurban etlerinin üç günden sonra yenilmesini yasaklamıştın da ondan soruyoruz dediler. Resulüllah: "Ben o zaman ancak kütleler halinde yavaş yavaş akın edip gelen fakir bedeviden dolayı yasaklamıştım, şimdi kurban etlerinizi yeyiniz, birikiriniz ve tasadduk ediniz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3643

Cabir (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Hz. Peygamber (a.s.), kurbanların etlerini (bekleterek) üç gün geçtikten sonra yemeyi yasakladı. Bir zaman sonra ise: "Kurban etlerinizi yiyiniz, (kavurup) azık yapınız ve biriktiriniz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3644

Seleme b. Ekva'nın (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kim kurban keserse bayramın üçüncü gecesinden sonra evinde kurban etinden bir şey bulunduğu halde sabahlamasın" buyurdu. Ertesi seneye girdiğimiz zaman sahabeler: "Ey Allah'ın Resulü! Kurban etlerini geçen sene yaptığımız gibi mi yapacağız (yani dağıtacak mıyız)?" diye sordular. Hz. Peygamber: "Hayır (bu yıl yiyin, yedirin, azık da edinin) çünkü geçen sene halk arasında geçim zorluğu vardı. Bu sebeple kurban etlerinin halk arasında dağıtılmasını arzu ettim" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3648

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Hz. Peygamber (a.s.): "İslâm'da fera ve atira yoktur" buyurdu. Ravi İbn Rafi' kendi rivayetinde: Fera, hayvanın ilk doğurduğu yavrularıdır. (Cahiliyede müşrikler bu ilk yavruları putlarına) kurban ederlerdi, izahını ilâve etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 3652

Metin Kutusu: Sayfa Altında Kurban ayeti tefsirleri ve akika ve şükür kurbanları sayfa altında.
Metin Kutusu: pratikislam.com  ANA SAYFA

ALİ KÜÇÜK: BASAİRUL KURAN HAC 34-38. AYETLER

 

34,35. “Her ümmet için, Allah'ın kendisine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin İlâhınız tek bir İlâh’tır, O’na teslim olun. Ey Muhammed! Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarf eden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.”

 

            Biz her bir ümmet için bir kurban şekli, ya da bir ibadet yasası belirledik. Kendilerine şeriat gönderdiğimiz her bir peygamber ve her bir ümmet için kan akıtmayı, kurban kesmeyi meşru kıldık. Yâni kurban kesmek tüm ümmetler için Allah’a kulluğun bir göstergesidir. Allah’a iman eden tüm mü’minler malları konusunda Allah’ı söz sahibi bilmelerinin ifadesi olarak, Allah adına kurban keserler. Ama sadece Allah için ve Allah adını anarak keserler. Allah’tan başkaları adına kurban kesmek şirktir. Çünkü sizin İlahınız tek bir İlahtır. Sizin boyunlarınızdaki kulluk ipinin ucu elinde olan, sadece kendisini dinlemeniz, sadece kendisine kulluk etmeniz, sadece kendisini dinlemeniz gereken İlahınız tek bir İlahtır. Tüm peygamberler, değişik dönemlerde gelmiş olsalar da, şeriatlerinde farklılıklar olsa da hepsi de tek bir İlaha kulluk etmişlerdir. Hepsi de sadece Allah adına kurban kesmişler, sadece Allah’ı dinlemişlerdir.

           Öyleyse sizler de sadece Ona teslim olun. Her konuda sa-dece tek olan İlaha teslim olun. İradelerinizi, boyunlarınızdaki kulluk iplerini sadece Allah’a teslim edin. Her konuda sadece Allah’ı dinleyin.

           Muhbitiyni de müjdele peygamberim. Allah karşısında güç ve bilgi iddiasında bulunmayan, varlık iddiasında, benlik iddiasında bulunmayan, küçülen, tevazu gösteren, varlıklarını Allah’a kulluğa adayan, iradelerini Allah’a teslim ederek O’nun seçimini kendileri için seçim kabul eden, tüm hayatlarını Allah için yaşayan kimseleri sen müjdele peygamberim. Âyetin devamında zaten Rabbimiz bu muh-bitiynin kimler olduğunu, hangi özelliklere sahip olduklarını açıklıyor:

           Allah anıldığı zaman kalpleri tir tir titreyenlerdir onlar. Allah’ın zikriyle kalpleri ürperir. Yâni yanlarında Allah zikredildikçe, Allah hatırlatıldıkça, Allah’ın âyetleriyle karşı karşıya geldikçe, Allah’ın âyetleri  okundukça, kitabın âyetlerine muttali oldukça o mü’minlerin kalpleri ürperir. Allah’ın büyüklüğü karşısında titrerler, coşarlar, taşarlar, kabına sığmaz hale gelirler. Allah’ın metluv ve meşhûd âyetleriyle engin denizler kadar engin hale gelirler, sükunete ererler, Rablerine karşı saygıyla dolup taşarlar. Sonra yine onlar:

           Kendilerine isabet edene, Allah tarafından gönderilenlere, başlarına gelenlere, imtihan sorularına sabrederler. Allah’ın takdirine asla isyan etmezler, karşı gelmezler, Allah’a küsmezler, Allah’a kul-luktan uzaklaşmazlar, her şeye rağmen müslümanca kalmaya çalı-şırlar. Başlarına gelen varlık, yokluk, hastalık, sıkıntı, keder, savaş, yaralanma, ölüm ne olursa olsun, asla onları Rablerine kulluktan alı-koymaz. 

           Namazlarını ikâme ederler, namazlarını ayağa kaldırırlar. Na-mazı hayatlarına hakim kılarlar, hayata özdeş bir namaz, namaza öz-deş bir hayat yaşarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler. Kendi evlerine götürdüklerinden müslüman kardeşlerinin evine de götürürler. Mallarını, imkânlarını, bilgilerini kardeşleriyle paylaşmanın kavgasını verirler. Kestikleri kurbanlarından müslüman kardeşlerine ikram ederler.

36. “İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.”

Şu iri cüsseli, büyük bedenli develer var ya, sizin için o koskoca develeri Biz şeair kıldık. O develeri sizin için âyet yaptık. Şeriatın belirgin işaretlerinden kıldık o develeri. Allah’ın beytine gönderilen en büyük hediyelerden kılınmıştır o develer. Onda sizin için hayırlar vardır. Onu keseceğiniz zaman Allah’ın adını zikredin. Allah adına kesin onları. Savvâf kesin onları. Ayakta bir ayağını bağlayın, üç ayağı serbest ayakta iken bismillah Allahuekber diyerek kesin. Rasulullah böyle kesmiştir, biz de böyle keseceğiz. Sonra yan taraflarına düştükleri zaman da, tamamen hareketsiz kaldıkları zaman da onların etlerinden yiyin. Onların etlerinden muhtaç olanlara da, kanaatkar olanlara da yedirin, ikram edin. İsteyenlere de, iffetinden isteyemeyenlere de yedirin.

Böylece o koskoca develeri size lütfeden Rabbinize bu lü-tuflarından ötürü şükredin, şükür görevinizi yerine getirin. Rabbiniz o develeri, o sığırları sizin için yaratmasaydı, sizin için zelil kılmasaydı, sizin emrinize boyun büktürmeseydi siz nereden onlara hükmedip kesebilecektiniz? Canınıza okurlardı onlar sizin.

Evet onları size musahhar kıldık diyor Rabbimiz. Rableri adına size boyun bükmüş kesmeniz için itirazsız sizin emrinize itaat ediyorlar. Sanki ey sahibim, ben sana Allah adına teslim oluyorum. Ben bu canı sana Allah adına veriyorum dercesine boyun büküyorlar. Öyleyse bizler de onları sadece Allah adına keselim, Allah adına onun etinden Allah kullarına yedirelim ve böylece Rabbimize şükre-delim inşallah.

37. “Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O’ nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. Ey Muhammed! İyilik yapanlara müjde et.”

           Şunu da kesinlikle unutmayın ki bu kurbanlarınızın ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacak değildir. Allah’ın size hiçbir ihtiyacı yoktur. Lâkin sizin takvanız Allah’a ulaşır. İbadetlerinizin dış formlarına hiç bakmaz Allah. O ibadetleri yaparken taşıdığınız takvalarınıza, Allah için taşıdığınız güzel niyetlerinize bakar.

 

           Evet yaptığınız kulluklara, haclarınıza, kurbanlarınıza, kur-banlarınızdan insanlara yedirmelerinize, namazlarınıza Allah’ın hiç mi hiç ihtiyacı yoktur.

 

           “Rabbin Müstağnî ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.”(En’âm 133)

                      Evet yaptıklarımızın tümünü biz kendimiz için yapıyoruz. Çünkü Allah Ganidir, Allah zengindir. Allah hiç kimseye ve hiç kimsenin amellerine muhtaç değildir. Ne ibadetlerimize, ne çalışmalarımıza, ne gayretlerimize hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ne amellerimize, ne kulluklarımıza ne de bize ihtiyacı vardır Allah’ın. Bizi yalnızlığını gidermek veya amellerimizden istifade etmek için de yaratmadı. Dilediği zaman da bizi yok etmeye muktedirdir.

Öyleyse size hakim olan, sizin üzerinize Kahhâr olan Rabbi-nize teslim olup O’nun istediği gibi bir hayat yaşayın. Asla O’nun e-mirlerine isyan içine girmeyin. Haccınızı Allah adına yapın, kurban-larınızı Allah adına kesin. Hayatınızı Allah’ı yüceltme adına değerlendirin. Sadece Allah’a secde edin. Allah adına takvalı olun. Lebbeyk deyin. Buyur ya Rabbi! Emret ya Rabbi! Emrine hazırım ya Rabbi! Diyerek bir hayatı Allah için güzelce değerlendirin. Unutmayın ki sizden Allah’a sadece takvalarınız, teslimiyetleriniz ulaşacaktır.

38. “Allah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez.”

           Allah iman edenleri korur. Kâfirlere karşı, hainlere karşı Allah mü’min kullarını savunur, müdafaa eder. Onlara karşı hainleri, nankörleri asla savunmaz.

           Rasulullah efendimiz beraberindeki müslümanlarla Mekke şirk ortamını terk edip Medine’ye gelir gelmez orada Allah egemenliğinde müslümanca, özgürce bir hayatın temellerini oluşturmaya başlayınca, orada devletini kurunca işte bu âyetlerle ilk savaş işaretleri veriliyordu. Müslümanlara Allah’ın desteğinde oldukları, Allah’ın koruması altında oldukları, kâfirlerin ve müşriklerin de Allah düşmanı oldukları vurgulanarak bir yandan düşmanları hatırlatılırken, diğer yandan da güven ve cesaret kazandırılmaktadır.

Böylece müslümanlara kendilerine savaş açanlara karşı Allah desteğinde savaş izni veriliyordu. Halbuki o zamana kadar savaş yasağı devam ediyordu. O zamana kadar Allah kendilerinden sadece tebliğ, dâvet istiyordu. Kendiniz müslümanca bir hayat yaşayın ve bu imanlarınıza diğer insanları da çağırın deniyordu. Medine’ye hicretle birlikte ensar ve muhacirin arasında bir güç oluşturuldu. Ama tabii Medine’de herkes müslüman değildi. Medine’de müslüman olmayan unsurlar da vardı. Yahudiler ve inanmadıkları halde inanmış görünen münafıklar vardı. Rasulullah efendimiz bunlarla bir anlaşma yaptı. Rasulullah efendimize ve beraberindeki müslümanlara Mekke’de ha-yat hakkı tanımayan, onları Medine’ye hicrete zorlayan Mekkeli müşrikler orada da müslümanları takip etmek ve onlara rahat vermemek niyetindeydiler.

İşte böyle bir ortamda Rabbimiz zulme uğradıkları için onları savaşa hazırlıyor ve savaş izni veriyordu. Açıkça mü’minlere karşı desteğini de böylece ortaya koyuyordu. Ben sizinle beraberim. Sizler benim desteğimdesiniz diyordu.

           Çünkü mü'minler bütün yeryüzü insanlığının inanç ve ibadet hürriyetini teminat altına almak için hareket etmekteydiler. Ayrıca karşılarındaki azgınlar da tümüyle zulmün içindeydiler, zalimdiler. Hem kendilerine karşı zalimdiler hem de başkalarına karşı zalimdiler. Bu durumda Cenâb-ı Hak bu âyetiyle açıkça mü'minleri savunduğunu garanti etmektedir. Burada aklımıza bir soru geliyor. Madem ki Allah mü'minleri savunacaktır, savunacağını garanti ediyor. Hal böyle olunca acaba neden onlara bu cihat emri gelmektedir? Neden savaşa katılarak ölümle, yaralanma ile, çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya gelmeleri istenmektedir? Halbuki netice belli olduğuna göre Rabbimiz onları hiç yormadan, üzmeden, acı çektirmeden, ölmeden, öldürmeden neticeyi gerçekleştiriverseydi olmaz mıydı? Bütün bunların hikmeti nedir acaba? Bütün bu sorulara verilebilecek bir tek cevap vardır, o da Cenâb-ı Hakkın yüce hikmetidir. Bizimse o hikmetten kavrayabildiğimiz ancak çok az bir kısımdır.

Ali Küçük Basairul Kur’an’dan alınmıştır. Hac suresi 34-38. ayet tefsirleri

Metin Kutusu: Daha Çok Detay için TIKLA 
Hazırlayan; Mehmet Talü – Milli Gazete, Mart – 2000
Metin Kutusu: İslam Fıkhı bilgileri
Metin Kutusu: Kurban ve Hükümleri: Mehmet Talu

ADAK KURBANI NEDİR?

Adanılan şey bazen kurban olabilir. Bu durumda şu iki hususa dikkat edilmelidir:

1- Kurban davar, sığır ve deve gibi dört ayaklı hayvanlardan olur. Tavuk, kaz ve hindi gibi iki ayaklı hayvanlardan kurban olmaz.

2- Kurbanın etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanın eti fakirlere tasadduk edilir. Şayet yerlerse yedikleri miktarın değerini fakirlere vermeleri gerekir.

Adak Kurbanı eti.

Bir baba, çocuğum şu okulu bitirirse kurban kesecegim der, fakat çocuğu o okulu bitiremeden baba ölürse, daha sonra okulu bitiren çocuk, ya da annesi onun bu adağını yerine getirmeli midirler? Keserlerse etinden kimler yiyemez?

Ölen Için Kurban ve Kurbanda Çok Yönlülük Önce, dünyevi bir nimet için adak yapmanın mekruh, yani çirkin bir iş olduğu, ama buna rağmen adağını yerine getirmesi gerektiği bilinmelidir. Bir şeyin olmasına bağlanan (muallak) adak, o şey olmadan önce yapılmaz. Sözünü ettiğiniz baba oğlunun okulu bitirdiğini görmediği için bu adak onun üzerinden düşmüştür. Çocuğun bu kurbanı kesmesi ve sevabını ona göndermesi güzel bir şeydir.Adak olmadığı için etinden herkes yiyebilir. Ancak adak sahibi, varislerinin kesmelerini emretmişse kesenin kendisi yiyemez. ( Nemenkânî; age. N/362 (Raddü'I-muhtâr'dan))

 

AKİKA KURBANI NEDİR?
Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, “akika” adı verilir. Akika kurbanı kesmek müstehaptır. Akika kurbanı olarak kesilecek hayvanda, diğer kurbanlarda aranan şartlar aranır.

Akika kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Aynı günde çocuğa isim verilmesi ve saçının kesilerek ağırlığınca altın tasadduk edilmesi müstehaptır.

Akika kurbanının etinden ve derisinden, kurban sahibi dahil herkes istifade edebilir.

ŞÜKÜR KURBANI NE DEMEKTİR?
Temettu ve kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi ifa ettikleri için, kestikleri kurbanlara şükür kurbanı da denilmektedir. Aynı şekilde kişi, arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Ancak böyle bir nimeti elde eden kişinin, adakta bulunmadığı sürece, kurban kesmesi gerekmez.