Mart ayı başında İstanbul'da düzenlenen Kur'an'da Şey, İrade ve Kader konulu sempozyumu sizinle paylaşmak istedik. Burada yayımlayan yazılar ve görüşler tamamen yazıyı hazırlayan kişi veya alınan kaynaklara aittir. Faydalandığımız ve faydalı olacağına inandığımız yazıları paylaşıyoruz. Açıklama: Bu yazıda okuyucuların daha kolay anlaması için Arapça grameri hakkında kısa açıklamalar yapılmıştır. Bu açıklamalar "Pİ" (pratikislam) şeklinde gösterilmiş olup, semsempozyumu sunanlara ait olmayıp, site yöneticisine aittir.
Yorumun, Arapça metinli word dosyasını indirmek için tıklayın

Bu çalışmayı sizlerle paylaşmamızı sağlayan Sayın Ahmet Çetin'e teşekkür ederiz.
KUR'ANDA "ŞEY", "KADER" ve "İRADE"

1-Şey: Bir şeyin helak olması için var olması gerekir. Bu sebeple bu ayette şey, varlık anlamındadır.
2- Kader: "ölçü" demektir. Allah her şeyi bir kadere, yani ölçüye göre yaratır. Şeyin, yaratılmadan önce belirlenen ölçüleri yaratıldıktan sonra uygulamaya konur.
3- Fıtrat: Fıtrat, varlıkların yapısını ve o yapının oluşum, gelişim ve değişimini gösteren kanun ve kurallar bütünüdür. ayrıntılar altta
SÜLEYMANİYE VAKFI
29 ŞUBAT - MART
MEŞİET VE İRADE ULUSAL SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRİSİ

KURANDA ŞEY VE İRADE
29 Şubat - Mart tarihleri arasında geçen Meişet ve İrade Sempozyumunda aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:
1-Şey:
Kur'an'da şey (Şey'un) hem isim hem mastar geçer. İsim olarak varlık "varlık" mastar olarak "var etme" anlamına gelir.
Bütün varlıklara şey denir. Allahu Teala şöyle buyurur.
(28 Kasas 88) "Onun zatından başka her şey helak olur."
Bir şeyin helak olması için var olması gerekir. Bu sebeple bu ayette şey, varlık anlamındadır.
Şey Mastar olarak şu ayette geçer.
(36 Yasin 82) "Allah bir şeyi var etmeyi irade ederse yaptığı, onun için 'ol' demektir. Sonra o şey oluşur.
Ayetteki (Şey'en) mastar, sonundaki tenvin ise muzafun ileyhten (isim tamlaması gibi kendisine izafe yapılan şey-Pİ) ıvazdır. Yani muzafun ileyh kaldırılmış yerine tenvin konulmuştur. Kaldırılan kelime eklenince "İza erade şey'en" cümlesi "İza erade şeyen şeyun" şeklini alır. Birinci "Şey" mastar, ikincisi isimdir. Bu cümlenin anlamı "Bir şeyi var etmek ve oluşturmak istediği zaman" şeklindedir.
Bu ayette geçen şey, henüz bir varlık olarak ortaya çıkmamıştır. Bu sebeple şey, biri, var olması planlanan; diğeri, bir varlık olarak ortaya çıkan olmak üzere iki türlüdür.
2- Kader
Kader "ölçü" demektir. Allah her şeyi bir kadere, yani ölçüye göre yaratır. Şeyin, yaratılmadan önce belirlenen ölçüleri yaratıldıktan sonra uygulamaya konur. Ölçünün yaratılmadan önce belirlendiğini şu ayetler göstermektedir:
54 Kamer 49: Biz, her şeyi bir ölçüye (kadere) göre yaratmışızdır.
65 Talak 3: Allah her şey için bir ölçü (kader) koymuştur.
Yaratmadan önce ölçünün uygulandığını da şu ayetler göstermektedir:
25 Furkan 2: O her şeyi yaratmış sonra ona bir ölçü (kader) belirlemiştir.
33 Ahzab 38: Allah'ın işi, ölçüsü (kaderi) tam belirlenmiş şekildedir.
3- (Şa e) Fiili 
(isterse: dilerse: anlamındaki örneğin; in şaae'llah şae gibi, Allah dilerse, isterse -Pİ)
Şae" fiili "şey" mastarından türetilmiştir. Aslı "Şey'un" dur. "Y" dan önce fetha bulunduğu için elife dönüşmüş ve "Şâe" olmuştur. Mastar ile fiil arasında anlam farkı olmaz. Fiil, zamana bağlı olarak meydana geldiği için tek fark ondaki zaman unsurudur. Dolayısıyla şey (Şeyun)'in iki anlamı olduğu gibi "Şae"'nin de iki anlamı vardır.
Bunlar Allah'ın fiilleriyle ilgilidir.
Allah, iyiliğin ve kötülüğün ölçüsünü (kaderini) belirlemiş, kanununu (sünnetullah) koymuş, tercihini iyiden yana yapmış ve onu oluşturma işini insanın göstereceği davranışa bağlamış, yani insana da şeyi oluşturma yetkisi vermiştir. Onun şöyle bir sözü vardır:
41 Fussilet 40: Yapmayı düşündüğünüz şeyi yapın, Allah ne yaptığınızı görür.
Bu ayetteki şey henüz yapılmamış olduğundan zihinde var olandır. İnsana düşen, o şeyi kuralına göre yapmak veya yapmamaktır.
Bu sebeple Kur'an'da geçen "Şae" fiillerinin faili Allah ise anlamı, "Koyduğu ölçüye göre yarattı"; insan ise "O ölçülerinden birine göre planladı ve yaptı" anlamına gelir.
Beşeri fiillerin oluşumunda iki müessir vardır. Biri insan, diğeri de Allah'tır. İnsan o şeyin oluşumu için gereken gayreti gösterir, Allah da onu yaratır. Allahu Teala şöyle buyurur:
53 Necm:39-42: İnsanın sa'y ettiği şeyden başkası kendisinin değildir. Onun sa'yi yakında görülecek, sonra karşılığı da ona tastamam verilecektir. Sonra varış Rabbine'dir.
17 İsra 18-20: Kim hemen olanı isterse orada onun için var ettiğimiz kadarını istediğimiz kişiye verir, sonra cehennemi onun yeri yaparız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer. Kim de ahreti ister ve inanarak onun için gereken çalışmayı yaparsa bunların çalışmaları teşekkürle karşılanır. Onlardan her birine onlara da bunlara da Rabbinin ikramından ekleriz. Rabbinin ikramı engellenemez.
Bu ayetlerden hareketle içinde "Şae" fiili geçen şu ayette aşağıdaki anlam verilebilir.
18 Kehf 29: De ki, bu gerçek Rabbinizdendir, artık inanmak için gerekeni yapan inansın, kafir olmak için gerekeni yapan da kafir olsun.
3- Fıtrat
Fıtrat, varlıkların yapısını ve o yapının oluşum, gelişim ve değişimini gösteren kanun ve kurallar bütünüdür. Beşeri fiillerle ilgili olan fıtrata şu ayetler örnek verilebilir.
2 Bakara 253 Biz o elçilerden kimini kimine üstün kıldık. Kimiyle Allah konuştu. Kimini derece derece yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik. Onu Kutsal Ruh ile destekledik. Allah (başka bir) ölçü koysaydı, onlardan sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inandı, kimi görmezlik edip kafir oldu. Allah (başka bir) ölçü koysaydı birbirleriyle savaşmazlardı. Ama Allah dilediğini yapar.
"Lev"  sonra giki "Şey"den ikincisi gerçekleşmediğinden birincisi de gerçekleşmemiş olur. Bu sebeple "velevşa'e" cümlesine (başka bir) ölçü koysaydı, anlamı verilmiştir. Aksi takdirde insanların kendi iradeleriyle bir şey yapma imkanlarından söz edilemez.
Şu ayetlerii de bu konuda örnek olarak zikretmek gerekir:
6 Enam 148-149: Müşrikler diyecekler ki: "Allah (bizi mü'min) yapsaydı ne biz şirke düşerdik ne atalarımız. Bir şeyi haram da kılmazdık." Onlardan öncekiler de yalana böyle sarıldılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: "yanınızda bununla ilgili bir bilgi var mı ki, çıkarıp bize gösteresiniz. Siz sadece zannınızın peşine takılmışsınız; siz sadece atıyorsunuz."
De ki: susturucu delil Allah'ınkidir: Eğer (Başka bir) ölçü koysaydı, elbette hepinizi yola getirirdi."
Birinci ayette müşrikler, Allah'ın koyduğu sistemi göz ardı etmeye ve kendi suçlarını Allah'a yüklemeye çalışmaktadırlar. Bu bir cebir (Zorlama: Allah dilediği böyle olur, yapanın hiçbir sorumluluğu yok gibi-Pİ) iddiasıdır. Onlar, gayet iyi bilirler ki, fıtratta cebriyecilik yoktur. Çalışan kazanır. Herhangi bir şey için gayret göstermeyen o şeyi elde edemez. Bu sebeple müşriklerin sözleri yalan, delilsiz ve saçma olarak nitelendirilmiştir.
İnsanın oluşturduğu şey, mutlaka Allah'ın koyduğu ölçüler içinde meydana gelir. Bir şeyin hayır veya şer olarak nitelenmesi de bu ölçülerdendir. Allah Teala şöyle buyurur:
81 Tekvir 29: Sizin yaptığınız şey, ancak Alemlerin Rabbi Allah'ın yarattığı ölçüler içinde olur.
4- İrade
İrade, "ravd" kökünden, bir noktadan bir hedefe gidip gelme anlamındadır. Konaklama ve otlak yeri aramak için gidip gelen kişinin yani Raid'in yaptığı işe "RAVD" denir. Raid gider, arar, bakar ve en iyi konaklama yerini tercih eder. Raid gönderdik, bizim için otlak ve konaklama yeri arayacak denir. (Arap dilinde: Pİ)
"El-iradetu" Raid'i göndermek demektir. İnsanın içinde, raid gibi gidip gelen bir meleke vardır, bu bir şeyi yapma veya yapmama konusundaki tereddüttür. Sonra kişi onu yapıp yapmama konusunda kararlılığa ulaşır. Her iki aşamaya da irade denir.
Bu sebeple birincisine temenni, ikinsine de hüküm demek uygun olur. Hüküm bir işe karar vermektir. Bundan sonra onu şey haline getirme safhası başlar.
Allah'ın temenni anlamındaki iradesi, her insandan istediği şeyleri gösterir. İlgili ayetlerden bir kısmı şöyledir.
4 Nisa 26: Allah size açık açık anlatmak, sizi, sizden öncekilerin (Doğru) yoluna yönlendirmek ve tevbenizi kabul etmek ister.
4 Nisa 28: Allah yükünüzü hafifletmek ister. Zaten insanoğlu zayıf yaratılmıştır.
Allah'ın  hüküm ifade eden iradesi ol emrini vermesinden önceki iradesidir. Allah Teala şöyle buyurur:
2- Bakara Suresi 117: Allah bir işe hüküm verdi mi, onun için sadece "ol" der, o da oluşur.
36 Yasin 82: Allah bir şeyi oluşturmayı irade ederse yaptığı, onun için "ol" demektir; sonra o şey oluşur.
İnsanların iradeleri de temenni ve hüküm diye ikiye ayrılır. Şu ayet Allah ile birlikte insanların da temenni anlamındaki iradelerini gösterir:
4 Nisa 27: Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; arzularının peşine takılanlar da büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.
Hüküm anlamındaki irade, tam kararlılığı gösteren iradedir. Böyle bir iradeyi "şey" haline gtirmek, Allah'ın onayı ve desteği ile olduğu için Allah Teala şöyle buyurur:
3 Ali İmran 159: Bir de karar verdin mi, yalnız Allah'a dayan. Allah kendine dayananları sever.
Sonuç:
"Şey" başka, "irade" başkadır. Hiç kimse "ŞEY" e irade anlamı veremez. Fakat tarihi süreçte "şey"den türetilen meişet kelimesine irade anlamı verilmiş, sonra meişet'in bu terim anlamı sözlere girmiş, daha sonra asli anlamı terk edilerek "Şâ'e" fiiline de irade anlamı verilmiştir. Mastar mimi, fiilin türetildiği kaynak değildir. Dolayısıyla ona yüklenen yani anlamı şâ'e fiiline taşımakla yanlış yapılmıştır. Bu yanlış anlam, tefsir ve meallerde de kullanılınca Kur'an'ın çok sayıda ayeti, cebri yaklaşımların delili haline gelmiş, hürriyeti gösteren çeşitli ayetlerle çelişir olmuştur.

Kur'an'da "Şey", varlık var etme, kader, şeyin oluşumu,
gelişim ve değişimi için konan ölçü, fıtrat, Allah'ın
topyekun sistemi; "İrade" ise, o şeyi yapma isteği ile
başlayıp bir karar ile biten çizgi anlamındadır.

Bir "şey"in oluşmasında iradenin önemli bir yeri vardır, ama
irade sırasında o şey henüz meydana gelmiş değildir.
Bu sebeple yapılan bu hatanın düzeltilmesi,
tefsir ve meallerde (şae) fiiline doğru
anlam verilmesi ç ok önemlidir.
1 Mart 2008